Şeyh Galip, Hüsn-ü Aşk ve Ben

ŞEYH GALİP, HÜSN-Ü AŞK VE BEN

"Hayatımda Şeyh Galip ve Hüsn-ü Aşk'ın çok farklı bir yeri var. Üniversite son sınıfta tarih bölümünde okumama rağmen edebiyat alanında bir seminer hazırlamaya kararlıydım. Ben savaş,ölüm, otorite ve hiyerarşiden pek hoşlanmam ki tarih bu dediğim olaylarla dolu bir alan. Güzel ve Aşk'a gelelim. Şeyh Galip'i bu hazırladığım seminerde tanıdım ve etkisinden kurtulamadım. Aşka Giden yolda çekilen cefaları o kadar güzel ve etkileyici bir dille anlatmış ki. En sonunda  ulaşılan sevgilinin ta kendisi olduğunu yani sevileni, seveni ve yaratanı aynı bedende buluşturan bir çilekeşin sarhoşluğunu hissettim. Ve onun mekanı olan Galata Mevlevihanesine yolumu düşürdüm."

SUSKUNLARIN ÇIĞLIKLARI

 Galata’nın kalabalık ve debdebeli sokakları arasında bir sokak;  Galip Dede Sokağı ve Galata Mevlevihanesi... Önce Şeyh Galip türbesinin yanında oturup ruhuna bir fatiha okudum. Aklıma öldüğü yaş geldi ve babasının dediği söz "oğlum o siyah sakal o beyaz kefene hiç yakışmadı, senin yerinde ben olmalıydım" sanki hıçkırışlarını duyuyordum ve Şeyh Galip'in bu dünyaya küskün gidişi aklıma geldi. O çevresinde çok sevilir miydi yoksa sevilmez miydi bilmiyorum.Ama  Müceddid Selim'in (III. Selim)Pamuk Şairi ve Beyhan Sultanın platonik aşıkıydı. Bektaşilerle ahbaplığı Mevleviler tarafından hoş karşılanmayan, belkide başarıları ve sultana yakınlığı çekilemeyen, derdi içini yiyen garip Esat’tı... Garip bir hissiyat sarıyor o İstanbul'un hareketli sokaklarında Suskunlar'ın dinginliği ve Sessiz'lerin zikirleri, arka mezar taşlarından birinde İbrahim  Müteferrika adını okuyorum, hani şu hattatların pek hoşlanmadığı mücedidlerden, matbaayı Osmanlı’ya ilk getiren adam. Kim biliyor acaba diyorum burada kimlerin yatığını ve ki umursuyor.

Mevlevihane'nin Semahanesi'ne ilerliyorum içerisi sessiz ve sükunet içinde. Çokgen bir yapıya sahip Semahane belki sekizgen bilmiyorum, ama o kadar huzur verici ki… Bu sükuneti bozmasınlar diye dua ediyorum. Dışarıda  yağmur yağıyor gözlerimde yağmura nispet buğulanıyor. Çokgeni çevreleyen duvarlara yaptıkları camekanın içine müze niyetine el yordamıyla bir şeyler serpiştirmişler.Tamburlar, davullar, neyler ve minyatürler... Müze görevlisinin tehditkar bakışları altında bakınıyorum çevreye ve hayal etmeye çalışıyorum; loş mum ışıkları arasında Şeyh Galip nerde otururdu?

 Fazla sürmüyor hayaller müzenin kapanma saati gelmiş ama bahçesinde biraz oturabilirim diye düşünüyorum ve bahçeye çıkıyorum. Bahçesindeki sessizlik insanı şaşırtıyor adeta görünmez bir duvarla gerçek dünyadan izole edilmiş gibi. Sessizlik, asırlık ağaçlar, Suskunlar'ın çığlıkları ve yağmur damlalarının toprakla buluşmalarının şakırdısı.... Zaman yok ama mekan var, geçmiş ve şimdi gergef gibi sımsıkı ama gelecek kayıp burada.

Müceddid:Yenilikçi

Suskunlar: Galata Mevlevihanesi’nin Mezarlığı

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !